news flash
 
NEFESLİ (SOLUKLU) TÜRK HALK ÇALGILARI
1- AĞIZ TAMBURASI
2- AĞIZ ORGLARI
3- ZURNALAR
4- KAVALLAR
5- DÜDÜKLER
6- MEYLER
7- BALABAN
8- SİPSİ
9- GARMON
10- ARGUN
11- TULUM – TULUM ZURNA 
12- ÇİFTE KAVAL
13- ÇIĞIRTMA

1. AĞIZ TAMBURASI:
  Eski bir halk çalgısı olan ağız tamburasına EVLİYA ÇELEBİ SEYAHATNAME’SİNİN borular bölümünde rastlanır. İç Asya Türkleri arasında çok yaygın olan bu çalgıya ‘demir kopuz’ adı verilir. Daha çok kadınlar ve çocukların çaldığı bu alette her türlü ezgi çalınabilir. Genizden gelen bir ses çıkarır. Özel repertuarları da olan çalgının çift sesli olarak çalınması da mümkündür.

  Kırgız Halk Müziği’nde çok kullanılan ‘demir kopuz’ Kazak Türkleri tarafından da çalınmakta olup şan kopuz (ŞAN KOBIZ) olarak anılmaktadır. Türkmenler arasında GOPİZ denilen bu çalgı yine kadınlar ve çocuklar tarafından çalınır. Altay Türküleri’nde ağaçtan yapılan bu çalgı IYAÇ yani Ağaç Kopuz olarak adlandırılır. Kamıştan yapılanlarına ise ‘Huluzum – Komus’ yani ‘ Kamış Kopuz’ denilir.

 Özbek Türkleri’nde çok yaygın olmamakla birlikte ÇANG KOPUZ olarak bilinir


2. AĞIZ ORGLARI:

A- MUSIKAAR:
  Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde bu adla anılan çalgının Fisagoris’in Musa adlı Halifesi tarafından icat edildi ve çalındığı yer almaktadır. Çalgıya mıskaal adı da veriliyormuş. Battal ve Girift, olmak (BÜYÜK, KÜÇÜK) üzere iki tip mıskaal olduğu belirtilmektedir. Bu çalgılar Uygur şehir kültürü çevrelerinden gelerek Osmanlı saray kültürü içinde görülmektedir. Türk Halk Müziği aletleri arasında bu çalgının varlığı tespit edilememiştir. Uygur duvar resimlerinde dörtgen, Osmanlı minyatürlerinde ise hem dörtgen hem de üçgen tiplerine rastlanmaktadır. 

B- URGANUN - KOLTUK SİPSİSİ:

  Org yani Erganun, Türk kültür çevreleri ile Türk tarihinde görülmemektedir. Tarama sözlüğü içinde 16.yy Eski Anadolu kaynaklarından itibaren Farsça Erganun sözcüğü ısrarla koltuk sipsisi adıyla anılmaktadır. Düdük anlamına gelen sipsi sözü Türkçedir. Mütercim Asım Efendi erganunun bir Hıristiyan çalgısı olduğunu ifade ediyor ve şöyle diyordu: 

  Erganun Eflatun Keşfi, Nasranî ve Rum Taifesi kiliselerde çalarlar. İçi boş, ince kamış gibi ağaçları dizerler, ardından körük gibi bir nesne çalarlar. 
  Bu çalgı Türk kültür tarihini fazla ilgilendirmemektedir. 


3- ZURNALAR:

  Zurna geçmişi çok eski çağlara uzanan nefesli çalgılarımızdandır. Selçuk ve İlhanlı Türklerinin tabılhanelerinde Kırım Hanları’nın nekkarhanelerinde, Osmanlı mehternamesinde kullanılmıştır. Değişik boyutlarda yapılır. Farsçada sur düğün dernek Nay sözcüğü ise kamış anlamında gelmektedir. Surnay her iki sözcüğün birleşmesinden oluşmaktadır. (surnay zurna anlamına gelmektedir) Sibirya’nın bir ucunda yaşayan Yakut Türkleri de surna adıyla bu çalgıyı kullanırlardı. Zurnanın anıldığı en eski kayıtlar 14. yy.a aittir. Dede Korkut Hikâyeleri’nde söz edildiği görülür. Arap gezgini İbni Battuta (1304 – 1369) Seyahatnamesi’nde Ahi tekkelerinde misafirliği sırasında davul zurna çalındığından söz eder. 

  Zurna sözcüğü değişik dil ve lehçelerde farklı isimlerle anılmıştır. Kafkas dillerinde ve antik Farsçada ‘Sirgin’ Yunanlılarda ‘Surinks’ ya da ‘Zurnas’ Gürcülerde ‘Zurnavi’ Macarlarda ‘Rokoçi’ veya ‘Taragato’ Çinlilerde ‘Su_Na’ gibi.

  Yurdumuzun her yöresinde çalınmakta olan zurnaların en makbul olanı erikten yapılanıdır. 

 Zurnanın bölümleri şunlardır: 
1. Lüle veya Etem, Metem, Metef
2. Nezik veya Zaynak
3. Nefes(boluk) ya da Döş Deliği
4. Cin veya Şeytan Delikleri
5. Zurna Borusu
6. Hava Döndüren delikleri
7. Avurtlak
8. Kamış ya da Sipsi


1. LÜLE-ETEM-METEM: Zurnanın nezik kısmının içine geçirilmiş ağaç veya metalden yapılma bir zıvanadır, bu zıvanaların gümüşten olanlarının ucuna kaybolması için yine gümüşten bir kordon takılır. 
2. NEZİK-ZAYNAK: Zurna borusunun yukarı ucuna takılan başka bir ağaçtan yapılmış ve halka biçiminde olan zıvanadır. Zurnanın çatlamasını sağlar. Gerek etem gerekse nezik sabit olmayıp çıkarılıp takılabilir.
3. NEFES-DÖŞ DELİĞİ: Yukarıdan ilk deliğin arkasındadır. Sağ elin başparmağı ile idare edilir. 
4. CİN – ŞEYTAN DELİKLERİ: Zurna borusunun karşılıklı her iki yanında bulunan bu küçük deliklerin ne işe yaradığı bilinmemekle beraber, şeytan deliği olmayan zurnanın uğursuz olduğu çatlayacağı ya da çalınacağı konusunda bir inanış vardır. 
5. ZURNA BORUSU: Sesin çıktığı konik biçimdeki bölümdür. ‘KALAK’ adı verilir.
6. HAVA DÖNDÜREN DELİKLERİ: Yedi adettir. Ezginin çalınmasını sağlayan perdelerdir. Yukarıdan itibaren dört tanesini sağ el, diğer üç tanesini sol el idare eder. 
7. AVURTLAK: Eteme geçirilen yuvarlak bölümdür. Ağaçtan her türlü madenden olabileceği gibi koyunun kürek kemiğinden yapılanı en makbul olanıdır.
8. KAMIŞ veya SİPSİ: Zurnadan ses çıkarmaya yarayan küçük parçadır. Suda yumuşatılmak suretiyle kamıştan yapılır. Ucu çakı ile yontularak yassılaştırılır. Yuvarlak olan diğer ucu eteme yerleştirilir. 
Değişik boylarda olan zurnalar yöreler itibariyle de farklılık gösterir. Büyükten küçüğe; kaba zurna, orta zurna, zil zurna adlarıyla üç sınıfta toplanır. 
A- Kaba Zurna: Boyu itibariyle diğerlerinden büyük ve sesi kalındır. Trakya’da çift davul, çift zurna; Ege Bölgesinde ise çift zurna tek davulla birlikte çalma geleneği vardır. Orta Anadolu’da ve Ankara dolaylarında da çalınmaktadır.
B- Orta Zurna: Orta Anadolu, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde çalınmaktadır.
C- Zil Zurna ya da Cura Zurna: En küçük boydaki zurnadır. Doğu Karadeniz’de horonların işlikçisidir. Kemençenin çalınış üslubunu olduğu gibi yansıtır.
Zurna Manisa dolaylarında ‘mühür’ ve ‘nefir’ adıyla anılmaktadır. Nefir adına Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde rastlanmaktadır.
   

4- KAVALLAR:

  Kaval sözcüğü eski Türklerde içi boş anlamına gelen ‘kav’ sözcüğünden türemiştir. Ülkemizde yöre yöre gaval, goval, guvval olarak söylenen kavalın geçmişi Orta Asya Türk medeniyetlerine dayanır. Kavalın ilk vatanının Hazar Denizi ötesi Altay ve Ural dağları arasındaki bölge olabileceği kanati yaygındır. Pek çok yabancı araştırmacı kavalın Türklere ait çok eski bir çalgı olduğu fikrinde birleşmektedirler.

  Kaval çok eski çağlarda hayvan boynuzları, içi boş kamışlar ile söğüt, kayın gibi kabuğu kolay soyulabilecek ağaç dallarından yapılmıştır. Tüfek, tütük günümüzde düdük olarak adlandırılan bu kavallar, Orta Asya’da sıbızgu, sebezgu, sıvızga gibi isimlerle de anılmaktadır. İlk dönemlerde delik açılmadan çalınan kaval, giderek delik sayısı çoğaltılmak suretiyle geliştirilmiştir. Orta Asya Türk medeniyetlerindeki şekliyle kavalın M.Ö. 7000 yıllarında Çin’e, 5000 yıllarında Ön Asya (Mezopotamya) ya, 3000–4000 yıllarında da Anadolu’ya ulaşmış olma ihtimali yüksektir. Kavalın büyük göçle birlikte değişik sahalara taşınması, yapısı ve biçimi itibariyle bir takım farklılaşmalara yol açmıştır.

  Asurlularda kaval ‘halhalatou’ adıyla ve çifte şeklinde kullanılırdı. İbranilerde tekli kavala ‘halil’ çifte olana ‘auloş’ adı verilidi. Sümerlerde kamıştan yapılana ‘na’ bronzdan yapılana ‘tigia’ denilirdi. Mısır’da ise ‘flüt, saibit, mait’ olarak anılırdı. Yunanlılarda ‘auloş’ veya ‘pan flütü’ olarak bilinen kaval bizdeki çift biçiminde olan gibidir.

  Yunan mitolojisinde ‘pan’ boynuzlu, eğri burunlu, sakallı teke korku salan bir yaratıktır. Dağların, kırların, çobanların tanrısı olarak kabul edilen Pan’ın mağaralarda, dağlarda dolaştığı, sürüleri koruduğu ve kendi icat ettiği bir çeşit flütü (kavalı) çaldığı hikâye edilir. Efsaneye göre ‘Syrinx’ adında güzel bir su perisine âşık olan Pan, dağda sevgilisi ile karşılaşır. Pan’ı gören su perisinin ayağı kayar ve Ladon Irmağı’na düşer. Düşer düşmez kamış haline gelir. Pan kamışı kopararak kendine bir kaval yapar ve ona su perisinin ismini verir. 

  Kaval Çin’e Türklerden intikal etmiştir. Çin’de kavalın altı deliklisine ‘siad’ sekiz deliklisine ‘Çev’ adı verilirdi. Çin’de ayrıca ‘kançeu’ ve ‘so-nu’ adlarıyla bilinen kaval türleri vardır. 

  Hintlilerde kavala genel olarak ‘sangun’ adı verilir. Değişik isimlerle anılan kamıştan ve bakırdan yapılanları olduğu gibi, ağaçtan ve dilli olarak yaptıkları burunlarda çalınan çeşitleri, ‘bansi’, ‘bansuli’, ‘bunsi’ veya ‘krişma’ gibi adlar alırlar.

  Türkiye’de kaval halk arasında mukaddes bir çalgı olarak bilinir. İyi kaval çalabilen usta bir çoban, sürüsünü yedirip içirmek dahi istediği gibi yönlendirebilir. 

KAP: Ağaçtan yapılmıştır. Kavalın muhafaza edilmesine yarar. Uçlarına bağlanan ‘bağ askı’ denilen ipler kavalın omuza asılarak taşınmasını sağlar.
ÇUBUK: Kavalın içini yağlamaya yarayan, eski tüfeklerdeki ‘harbi’ye benzeyen çubuktur. Çubuğun ucuna bağlanan 5-6 cm uzunluğundaki keçi kılı demeti yağa kullanılmadığı zamanlar, çubuk kavalın içinde durur. 

  Kavalın erik, kızılcık, kiraz, elma, dut ve şimşir ağaçlarından yapılanları da vardır. 
  M.Ragıp Gazimihal’in Çukurova Yörüklerinde inceleyerek tespit ettiği bir kavalda uzunluk 0.82, ağız çapı 0.02 m. gösterilmektedir. Kavalın üflenen yerine ‘ağızlık’, aşağı ucuna ‘kenar’, kenarda bulunan çembere ise ‘halka’ adı verilmektedir. Yörenin kaval sanatçısının perde delikleri isimlendirmesi şöyledir: Baş Delik, Arka Baş Delik, Kırık Hava Delikleri, Bozlak Havası, Suya İndirmez, Şeytan Delikleri (Hz. Ali veya Sağır Delikleri)

  Aynı yörede kavalla çalınan belli başlı ezgilere verilen adlar şöyledir: 

YÜKSEK HAVA: Düğün, güreş veya bu gibi koşullarda tiz, süratli ve kıvrak çalınan ezgilerdir.
AMAN HAVASI: Ekseriyetle sakin ve aheste çalınan ezgilerdir. Yenilgi ve teslimiyeti ifade eder.
AĞIT HAVALARI: Ölüm sebebiyle söylenen ağıt şeklindeki havalardır. Hazin seslerle icra edilir.
HOLLU HAVASI: Bir adı da halay havasıdır. Düğün derneklerde toplu olarak oynanan, ağır başlayarak sona doğru çok hızlanan ezgilerdir. 
KOYUNU SUYA İNDİRME HAVASI: Konusu bir halk hikâyesinde yer alan ezgidir. Dört bölümde çalınır: 
a. Koyunu suya indirme
b. Sürüyü geri çevirme
c. Asi kara koça yalvarma
d. Koçun suyu içmeyip geri dönüşüyle birlikte canlı çalınan bölüm.
ÇAN HAVASI: Koyunların boynundaki çanların çıkardığı seslerden esinlenen çobanın kavalıyla taklit ettiği ezgilir.
TELEZ OTLATMA HAVASI: Teke zortlatması olarak da bilinen oyunlu ezgidir. Oyun tekenin yılın belirli zamanlardaki (çiftleşme zamanı ki bu zamanlarda sinirli haller, hareketler yapan tekeye zortlamış denilir.) hareketlerini tasvir eder.
ZEYBEK HAVASI: Zeybek oyununun ezgisidir. Kavallar perde yapısı itibariyle iki sınıfta yer alır. 
1. Perde yapısı kromatik olan kavallar
2. Perde yapısı diyatonik olan kavallar

1.PERDE YAPISI KROMATİK OLAN KAVALLAR
a. Dilli Çoban Kavalı: Hortlamalı kaval da denilir. Sivas, Tokat, Doğu Karadeniz’in iç kısımları ile Doğu Anadolu’da çok rastlanır. Hortlama, kavalın dili dudakla hafifçe kapatılmak suretiyle yapılır.
b. Dilsiz Çoban Kavalı: Her yörede çalınmakla birlikte Orta Anadolu, Doğu ve Güneydoğu Anadolu, Ege Bölgesi’nin iç kısımları ile Rumeli’de yaygındır. Hortlamalı ve hortlamasız olarak çalınır. Gövde tek parçalı olduğu gibi üç parçadan birbirine geçmeli de olabilir. Madeni olanları da vardır. 

 2.PERDE YAPISI DİYATONİK OLAN KAVALLAR
a. Dilli Düdük: Hazar Denizi ötesi Türkmenleri tüdük veya tüdek adı altında nefesli çalgılar kullanırlardı. Ülkemizin de her yöresinde yaygın olarak kullanılan düdük sekiz parmakla idare edilir. Perde deliklerine parmakların birinci boğumları ile basılır. Nefes değiştirme ve devretme tekniği uygulanabilir. Uzun seslerde parmak trilleriyle süslemeler yapılabilir.
  Dilli düdükler boyları itibariyle üç grupta toplanır:
1- Kaba Kaval(düdük): Boyları 40–43 cm 
2- Orta Kaval: Boyları 35–37 cm 
3- Cura Kaval: Boyları 20 cm 
b. Dilsiz Düdük: Dilsiz çoban kavallarında olduğu gibi dudak pozisyonu tekniği ile üflemek suretiyle çalınır. Çalgıyı çalarken sallamak suretiyle vibrato elde edilebilir. 


5-DÜDÜKLER
 
  Çocukların çaldıkları üflemeli çalgılar değişik yörelerde değişik adlar almaktadır. Türk Dil Kurumu’nca yapılan derlemeler sonucunda elde edilen bu düdük adları şöyledir:
  Bızbıldık(bizbildik): İnce söğüt dalından yapılan düdük. 
  Çambuna: Kamış düdük.
  Dilli Damak: Kamış düdük.
  Çıpçık Dığlı: Huhubat sapından.
  Kalak: Ceviz ağacı kabuğundan yapılan düdüklerdir.
  Ayrıca düllüce, fışkırık, hordak, hottuk, hödünük, höppü, hüttük, süsük, şüdürgü, zimbul gibi isimler alan düdükler vardır. 


6-MEYLER

  Mey çok eski nefesli bir Türk çalgısıdır. Meyin ney adlı çalgıyla hiçbir ilgisi yoktur. Mey zurnalar türünün atasıdır. Türkiye’de Doğu Anadolu’da çalınan meye Farslı sanatçılar meyi demektedir. Asya’da ufak tefek yapı farklılıklarıyla kullanılan bir benzerine de balaban adı verilmektedir. Yine bir benzerine Mısır’da ırakiye adıyla rastlanır. Mısır’da bu alete yüzyıllar öncesi Irak üzerinden kendilerine mal etmelerinden dolayı bu isim verilmiştir. Ancak Mısır’da Firavunlar devrinden kalma kabartmalarda bu çalgıya rastlanmaktadır ve adının sonradan unutulmuş olan ‘mayıt’ olduğu ifade edilmektedir. 

  Evliya Çelebi, mey’in Asya’daki adının ‘belban’ ya da ‘balaban’ olduğundan bahsediyor. Türkmenler tarafından hala kullanılmaktadır. 
Mey iki kısımdan oluşmaktadır.
- Kamış
- Boru veya Gövde
KAMIŞ: Yontulup ıslatılarak yassılaştırılıp, üzerine kıskaç ya da kıskanç denilen yine kamıştan ilave edilen bölümdür. Kıskaç çalgının akort edilmesine yarar.
GÖVDE: Erik ağacından yapılanı en makbul olanıdır. Gövdenin ön yüzüne 8, arka yüzüne 1 perde delici vardır. Mey’ler boyutları itibariyle; ana mey, orta mey ve cura mey olmak üzere üç tiptir.


7-BALABAN


  Baraban, paraman gibi çeşitli şekillerde söylenir. Balaban, büyükbaşlı bir cins doğan(kuş) ya da oyuncu ayı’ya verilen ad olduğu gibi kazan Türkçesinde iki gövdeli adam anlamına da gelmektedir.
  Türkçe olan Balaban sözcüğü Orta ve Batı Anadolu’da da yaygındır. Çalgı adı olarak kullanılan balaban sözcüğü ufak söyleniş farklarıyla vurmalı ve nefesli algı adı olarak da söylenir. Kazan lehçesinde ‘baraban’ ya da ‘paraman’ büyük davulun adıdır.

YARIK BARABAN: Patlak davul, baraban kakmak, davul çalmak anlamına gelmektedir. Türkmenlerde balaban nefesli halk çalgısına verilen isimdir. Evliya Çelebi, Seyahatnamesi’nde ‘belban’ olarak anılmakta ve Türkmen kamış düdüğü ismi olduğu ifade edilmektedir. Azeri Türkçe’sinde de nefesli halk çalgısının adıdır. Çalgıya, sesinin tok oluşu, balaban kuşunun sesine benzemesi sebebiyle bu ismin verilmiş olması ihtimali kuvvetlidir.
Balabanın perde deliği sayısı (ön yüzünde) Mey’ nazaran iki fazladır.


8-SİPSİ:

  Geçmişi Hazar Denizi Türkmenlerine kadar uzanan eski bir nefesli halk çalgısıdır. Genellikle kargı kamışından yapılan bu alet ülkemizde Ege Bölgesi’nde ve en çok Burdur dolaylarında halen kullanılmaktadır. Beş yerde delici vardır.
  Üflenen ucuna takılan kamış Zipçi, Cibu veya cukcuk gibi isimler yer alır. Ses sahası bir oktavı aşmayan sipsi ile Zeybekler, Tekezortlatmaları, gurbet ve boğaz havaları çalınır.


9-GARMON (armonika): 

  Akordeon’dan önce Avrupa’da eski olmayan halk çalgısıdır. El yapısıdır. Çarlık Rusya’sında fabrikasyon olarak yapılmaya başlanmasından sonra geleneksel çalgılara rakip olmuştur. Tatarların ve Azerbaycan Türkmenlerinin Garmon dedikleri el armonikasını Kırgızlarda kol zurnası, Kafkasya’da kâğıt kopuz olarak adlandırıyorlar. Ülkemizde Kars’a esaret yıllarında girmiş olan Garmon, padişah Abdülhamit zamanında Kafkasya’dan gelerek Adapazarı, sapınca civarına yerleşen Türklerle birlikte bu yöreye getirilmiştir. Çerkez mızıkası da denilen çalgı halen kullanılmaktadır. 


10-ARGUN:

  Hatay’da kullanılan nefesli bir halk çalgısıdır. Adını Orgun, Gargın veya Argul olarak da söyleyenler vardır. Yan yana ekli iki kamıştan yapılma çift kavaldır. Karcı sözcüğü Türkçe’de kamış anlamına gelmektedir. Çalgının adını buradan aldığı söylenebilir. Argun adlı kamış çiftenin biri, üzerinde delikleri vardır. Diğerinde iseperde delikleri bulunmamakta ve dem sesi vermeye yaramaktadır. Bu dem borusuna bazen uzun bir kısım eklenir ki bu tip çalgıya, Arapça ‘Argun Ebubekere’ adı verilmekte adı verilmektedir. Suriye Arapçasında büyük olanın adına Argul-ül kebir, küçüğüne ise Argul-ül sağır denilmekle beraber Sıriye dışında ki Arap Ülkelerinde bu nitelik ya da böyle bir çalgının kullanılmışlığına dair herhangi bir iz yoktur. Batılı bazı kaynaklarda Argun adının Yunanca ‘Erganon’dan kısaltılarak söylendiği ifade edilmektedir. Halen ve Bizans Dünyasında Argun tipinde bir çalgı yoktur.


11-TULUM(tulum zurna):

  Tulum, koyun veya keçinin gövde kısmının içinin boşaltılması veya tüylerinin temizlenmesiyle elde edilir. Eski Türklerde dolmak fiilinin söylenişi tulmak şeklinde idi, dolayısıyla Dolum’un karşılığı da ‘tulum’ olmaktadır. Yine eski Türklerde Tulum, içerine içki doldurularak muhafaza edilmekte idi. Zurna tuluma takılı ses perdeleri ihtiva eden aygıttır. Tulum zurna aynı zamanda gayda olarak da isimlendirilmektedir. Ahmet Adnan Saygun’un Artvin Tulum zurnası üzerinde yaptığı tespitleri şöyle sıralayabiliriz: Daha çok oğlak derisinde yapılan tulum gövdede ayaklar kesildikten sonra sağ ön ve sol arka ayağın bulunduğu bölümlerin dışında her taraf sıkıca kapanır. Açık bırakılan sağ ön ayağa bir ağaç boru, sol arka ayağın bulunduğu yerde üzeri delikli çifte boru eklenir. Sağ ön ayağın bulunduğu yere ilave edilen ağaç borudan tulumun içerisi üflenerek hava doldurulur. Koltuk altına kıstırılan gövdeden, çifte kamışlar üzerindeki deliklerin sağ ve sol elin parmaklarıyla kapatılıp açılması suretiyle istenilen ezgi elde edilir.

  Yine Ahmet Adnan Saygun’un uzun yıllar önce Artvin tulum Zurnası üzerinde yapmış olduğu tesbitlere göre çalgının kısımları şunlardır: 

A-GODA veya LÜLÜK: Sağ ön ayağın bulunduğu yere takılan ve üflemeye yarayan ağaç boruya verilen addır.
B-GÖVDE: Oğlak, koyun, kuzu derisinden olan bölümdür. Koyun bilhassa büyük tulumlar için elverişlidir. 
C-HAV: Sol arka ayağın olduğu bölüme tespit edilen delikli çifte borulardır. Bu borulara ‘Yatırular’ adı da verilmektedir. Çift borunun biri beş diğeri iki veya bir deliklidir.
D-TEKNE: İki borunun, içine oturduğu çukur teknedir. Ağaçtan yapılmıştır.
E-KARAŞİN: Boruların nihayetinde uçta boynuzdan olan konik bölümdür. Karaşin kelimesi Gürcücedir. Zira bu dilde ‘kar’ boynuz anlamına gelmektedir. 


12-ÇİFTE:

  Kavalın çiftli ve eski dilli çeşitlerindendir. Yan yana iki kamış borucuğun birbirine bağlanmasıyla yapılır ve uçlarına cukcuk ya da zipçi denilen ötürücü kısımlar ilave edilir. Folklor araştırmacısı Mahmut Ragıp Gazimihal’in 1938 yılında Ürgüplü bir halk sanatçısında görüp tespit ettiği çifte, kartal kanadı kemiğinden yapılmış iki kavalı yan yana üç yerden telle sarılarak bağlanmış bir alettir.
  Tel bağlarının ilki 1. ve 2. delikler, ikincisi 4 ve 5. delikler, üçüncüsü ise 6, 7. delikler arasındadır. Her iki kamışta beşer veya yedişer delik olabiliyor. Çalgı Ural ve Altay arasındaki sahada yaygındır. Çifte halen Türkistan’da kullanılmakta olup ‘koşnay’ adıyla anılmaktadır. Macaristan’da bulunup açılan Avarlara ait bir mezarda kartal kanadından yapılmış ikizli düdük tespit edilmiştir.


13-ÇIĞIRTMA: 

  Kartalın kanadını gövdeye bağlayan kemikten yapılmış içi boş 15–25 cm boyunda olan eski üflemeli çalgılardandır. Ülkemizde daha ziyade Elazığ dolaylarında çalınmaktadır. Perde deliği 5 ila 7 arasında değişmektedir.


 
top