
Son Eklenenler
- Nilüfer Belediyesi THM Korosu Konser Videosu / 28 Ocak 2010
- Nilüfer Belediyesi Yurttan Sesler Korosu / TRT FM Radyo Kaydı
- Niüfer Belediyesi THM Konseri / 22.04.2010 / Konser Fotoğrafları
- Yurttan Sesler Topluluğu Koro-Solo Konseri / 22 Nisan 2010 Perşembe
- Bursa Barosu THM Konseri - 27 Nisan 2010 Salı

| NEY'İN HİKAYESİ |
|
NEY SÖZCÜĞÜNÜN ETİMOLOJİSİ VE NEY’İN TARİHÇESİ Sümerce’ den Farsça’ ya geçen “ na ” veya “ nay ”, kamış, kargı anlamlarına da gelen bu çalgının en eski adıdır. Arap toplumunda üflemeli çalgıların hemen tümü için kullanılan “ mizmar ” sözcüğü, (nefes borusu, ses organı anlamında) ney için de kullanılmıştır. Türkçe’ de ise hemen her zaman “ ney ” olarak anılmıştır. Çeşitli Avrupa ülkelerinde de benzer adlarla (örneğin Romanya’da “ naiu ” adıyla) adlandırılmıştır. Farsça çalan, icrâ eden anlamına gelen “ zeden ” sözcüğünden takılanarak oluşturulan “ neyzeden ” bozularak, ney icracısı anlamında günümüzde de kullanılan “ neyzen ” e dönüşmüştür. Aynı anlamda Arapça kurallarına göre oluşturulan “ nayi ” sözcüğü de kullanılmıştır. Sümer toplumunda MÖ 5000 yıllarından itibaren kullanıldığı sanılan bu çalgıya ait elimizdeki en eski bulgu, MÖ 2800-3000 yıllarından kalan bugün Amerika’da Phledelphia Üniversitesi Müzesi’ nde sergilenen neydir. Çalgının o dönemlerde de dinsel törenlerde kullanıldığı sanılmaktadır. Assomption rahiplerinden Thibaut’ un “esrarengiz, cezp edici, tatlı ve ahenkli bir ses” diye tanımladığı ve şu şekilde şiirleştirdiği ney sesi, her dönemde insanları derinden etkilemiş, özellikle dinsel duyguları çağrıştırmıştır: “ Kamışların üzerinden geçerken, Kuşları uyandırmaya korkan tatlı bir meltemin kanat çırpınışları”. Sesinden gelen bu özellik neyi, ilişkide bulunduğu her toplumda önemli bir çalgı haline getirmiştir. Türklerin İslâmiyeti kabul ile birlikte kullanmaya başladıkları ney, Xlll. yüzyıldan itibaren İslâm tasavvufunun sembolü haline gelmiştir. Bunda bu yüzyılda yaşamış büyük mutasavvıf, filozof, şâir ve veli Mevlânâ Celâleddin-i Rumi ’nin rolü büyüktür. XV. yüzyılda yaşamış bir gezgin olan Hoca Gıyaseddin Nakkaş’ ın seyahatnamesinde kendilerine mahsus bir nota yazısı geliştirip kullandıklarını da bildiğimiz Hıtay Türkleri’ nin hakanlık sarayında gördükleri oldukça ilginçtir: “ Sadinfu şehrindeki hakanlık sarayının önünde üçyüzbin kadar kadın ve erkek toplanmıştı. İkibin kadar sazende sazlarını aynı sese düzenleyip (akord edip), hep bir ağızdan hakana dua ettiler. Köslerin iki yanlarında kemençe, ney, musikar ve diğer sazlarla hanendeler oturmuşlardı. Neyzenlerin bazıları neyi bilindiği üzere çalıp, bazıları ortasındaki deliklerden üflüyorlardı.” Musikide çok ileri gittikleri bilinen Hıtay Türkleri’ nin neyi, Orta Asya’ da eskiden beri kullandıkları ve hatta onu tıpkı bir yan flüt gibi de üfledikleri anlaşılmaktadır. Tarihte Nay-ı Türkî, Hoş Nay (veya Koş Ney), Kurre Nay gibi adlarla anılan bugün yapısını ve özelliklerini tam olarak bilemediğimiz ney adından türemiş pek çok çalgı bulunmaktadır. Ancak birer meydan sazı olarak kullanılan bu çalgıların bugünkü formundan çok farklı olduğu sanılıyor. NEY’ İN TÜRK TASAVVUF DÜŞÜNCESİ’ NDEKİ YERİ Türklerin İslâmlaşma süreci X. yüzyılda başlamıştı. İslâmiyet ile birlikte zaten toplumda var olan mistik düşünce ve anlayış İslami bir kimliğe bürünerek, Türk tasavvuf anlayışının temellerini oluşturdu. Hoca Ahmet Yesevî, Hacı Bektaş-ı Veli ve Mevlânâ Celâleddîn-i Rumi bu anlayışın Türk toplum hayatına yerleşmesini sağlamışlardı. Türklerin İslamiyetten önceki dinleri olan Şamanizm, Animizm ve Totemizmde de musikinin çok önemli rolü vardı. Bu dinlerin tümünde törenler müzik eşliğinde yapılırdı. Örneğin çoğunlukla hâkim olan Şamanizmde kam, baksı veya şaman denilen din adamları ellerinde kopuz ile dolaşır, dini mesajlarını mûsikî yardımıyla iletirlerdi. İslamiyette de musikiye karşı bir cephe mevcut değildir. İslâm Peygamberi Hz. Muhammed, Kuran’ ın güzel sesle ve kurallı, ahenkle okunmasını öğütlemiştir. Tecvid ve Kıraat işte bu rağbetin sonucunda doğmuştur ve mûsikî ile yakın ilişkileri vardır. Türklerin dini hayatlarında mûsikî her zaman yer almıştır. Özellikle tekke hayatında, ayin ve diğer dini törenlerde (cem, zikir, deveran vs.) musikinin rolü büyükse de birçok tarikatın törenlerinde telli çalgıların yer almasına cevâz verilmemiştir. Ancak hemen hemen bütün tarikatlerin törenlerinde bendir ile birlikte ney yer almıştır. Bilhassa Mevlevîlikte neyin önemi çok büyüktür. Hz. Mevlânâ Mesnevî’ sine şu sözlerle başlamıştır: “ Bişnev ez ney çün hikâyet mî küned Ez cüdâyîhâ şikâyet mî küned Gez neyistân tâ merâ bübrîde end Ez nefîrem merd ü zen nâlîde end Sîne hâhem şerha şerha ez firâk Tâ begûyem şerh-i derd-i iştiyâk ” “ Dinle neyden, zirâ o birşeyler anlatmada Ayrılıklardan şikâyet etmededir. Ney der ki: Beni kamışlıktan kopardıklarından beri, İniltim kadın - erkek herkesi ağlattı. Ayrılık bağrımı delik deşik eylesin, Tâ ki aşk derdini anlatabileyim.” Hz. Mevlânâ’ ya göre mûsikî Allah’ ın lisanıdır. Yüce yaratıcı Bezm-i Elest’ te ruhlara mûsikî ile seslenmiştir. Bu sebepten hangi milletten, hangi dilden olurlarsa olsunlar, insanlar mûsikî ile aynı duyguları paylaşabilirler. Hiçbir sanat insan ruhuna mûsikî kadar doğrudan doğruya ve içinden kavrayacak şekilde nüfuz edemez. Mûsikî, son derece değerli bir manevi temizlenme, ferahlama ve yücelme vasıtasıdır. Ruhu kir ve paslardan temizlediği gibi, ona batmış olan dikenleri de ayıklayarak tedavi eder. Mûsikî ile temizlenmeyen ruh yükselemez, aksine yerdeki bayağı ihtiraslara bulaşarak kirlenir ve körelir. Gerçek mûsikî insana hayvani hisleri hatırlatmak şöyle dursun, ona “sonsuz varlık” ı hissettirir, sezdirir. Bu sezgiyle onu O’ na yaklaştırır ve nihayet ulaştırır. Bunda en etkili ses ise ney sesidir. Hz. Mevlânâ’ nın felsefesinde ney, “insan-ı kâmil” in (yani bir takım merhalelerden geçerek olgunlaşmış insanın) sembolüdür ve aşk derdini anlatmadadır. Benzi sararmış, içi boşalmış, bağrı dağlanarak delikler açılmış, ancak Yüce Yaratıcı’ nın üflediği nefesle hayat bulan, tıpkı insan gibi geldiği yere özlem duyan ve delik deşik olmuş sînesinden çıkan feryad ve iniltileri ile insanlara sırlar fısıldayan bir dosttur. Bu sebeple ney, Mevlevilerce kutsanmış ve “ nay-ı şerif ” diye anılmıştır. “ Ney hadîs-i râh-ı pür hûn mîküned Kıssahâ-yı ışk-ı Mecnûn mîküned ” “ Ney, kanla dolu bir yoldan bahsetmede, Mecnûn’ un aşkından hikâyeler anlatmadadır.” “ Âteş-i ışkest ke’ender ney fütâd Cûşiş-i ışkest ke’ender mey fütâd ” “ Aşk âteşi ki neyin içine düşmüştür, Aşk coşkunluğu ki meyin içine düşmüştür.” “ Hem çü ney zehrî vü tiryâkî ki dîd Hem çü ney demsâz ü müştâkî ki dîd ” “ Ney gibi hem zehir, hem panzehir, Ney gibi hem hemdem, hem müştâkı kim gördü? ” NEY’ İN YAPISI ve ÖZELLİKLERİ Kamış Ney, sarı renkli, sert ve sık lifli kamıştan yapılır. Sıcak iklim bölgelerinde ve taban suyu yüksek, sulak yerde yetişen bu kamışın birbirinden az ya da çok farklı cinsleri bulunur. En çok tercih edilen, Asi ve Nil nehirleri kıyılarında yetişen cins kamışlardır. Neylik kamış mutlaka dokuz boğum olmalı ve boğum aralıkları ve kalınlıkları mümkün olduğunca birbirine yakın olmalıdır. Tabiattaki kamışın boğumları doğal olarak kökten uca doğru kısalmakta ve daralmaktadır. Bu kısalma ve daralmanın mümkün olabildiğince azar azar olması tercih edilmelidir. Tabiatta neylik kamış, yerden yukarıya doğru ters olarak yer alır. Yere yakın olan boğumların araları uzun ve kamış et kalınlığı çok fazla olduğundan, bu kısımlar ney yapımında kullanılmaz. Ney yapılan kısımlar kamış boyunun yarısından yukarıda bulunur. Ney yapılabilecek kamışlar sonbaharda, hava sıcaklığına göre Eylül-Ekim-Kasım aylarında kesilmelidir. Püskül sürgüsü sararmamış, yaprak sapı kurumamış kamışlar henüz olgunlaşmamış olduğundan asla kesilmemelidir. Erken kesilen kamışlardan yapılan neyler olgunlaşma sürecini tamamlamadığı için, kısa bir süre sonra buruşacaklardır. Ayrıca kamışın dış yüzeyini kaplayan ve kamışı koruyan cidarı (mine tabakası), ancak olgunlaşma sürecinin sonunda istenen özelliğe kavuşmaktadır. Neylik kamışın kesilmeden önce düzgün olması asıl arzu edilen durumdur. Sonradan doğrultulan neyler, zamanla eğilme eğilimi göstermektedir. ParazvâneNeylerin üst ve alt ucuna çatlamayı önlemek için çeşitli metallerden yapılmış, kamışa sıkıca giren birer bilezik takılır. Bu bileziklere parazvâne adı verilir. Metaller altın, gümüş, bakır, vs gibi olabilir. Ancak gümüş, bakır gibi metaller oksitlendiğinden hava ile irtibatları kesilmelidir. Alpakka (bafon) oksitlenmeyen bir alaşım olduğundan tavsiye edilmektedir. Neyin üst ucuna takılan üst parazvane, (en üstteki boğum aynı zamanda ses kutusu olduğundan) 0.30 mm den kalın ve 12 mm den geniş olmamalıdır. Alt parazvâne istenilen kalınlıkta ve genişlikte olabilir. Neylerin boğum çizgilerine çatlamalara karşı dayanıklılığını arttırmak ve süslemek amacıyla gümüş veya başka madenlerden teller sarılabilmektedir. BaşpâreNeylerin üst ucuna (üflenen yerine) sesin daha net çıkması ve dudakların yaralanmaması için başpâre denilen bir parça takılır. Başpâre genellikle manda boynuzundan yapılmakla beraber, fildişinden, abanoz veya şimşir gibi sert ağaçlardan yahut benzer malzemelerden yapılabilir. Günümüzde başpâre yapımında sanayide kullanılan teflon, fiberglass gibi malzemeler kullanılmaktadır. Ney yapım geleneğinde çoklukla kullanılan manda boynuzu, manda neslinin tükenmek üzere olması nedeni ile artık bulunamadığı için kullanılmamaktadır. Başpârelerin dudağa temas eden açıklıkları, iç yüzeye verilen derinlikleri (hazne derinliği) ve dış çapları neyzenlerin istek ve alışkanlıklarına göre değişebilmektedir. Ağız açıklık çapları 16-17 mm; hazne derinlikleri 1-3 mm; dış çapları da (boynuz malzemede boynuz kalınlığının elverdiği ölçüde olmak kaydıyla) 35-50 mm olabilmektedir. Başpârenin kamışa giren kısmının konik açısı, ses kutusunun girişindeki konik açıyla aynı olmalıdır. Bu açı yaklaşık 5 derecedir. Kamışa giren kısmın yüksekliği 12 mm; dışarıda kalan kısmın yüksekliği 18 mm.; dolayısıyla başpârenin toplam yüksekliği 30 mm olmalıdır. Boynuz malzemeden başpâre yapılırken, malzemenin yüksekliği yeterli gelmezse kamışa giren kısımdaki 12 mm lik yükseklik 5-6 mm ye kadar azaltılabilir. Ancak kamışın dışında kalan 18 mm lik kısım değiştirilmemelidir. Buna göre açılmış bir neyde sonradan yapılacak bir değişiklik ise neyin genel akordunu ve entonasyonunu bozacaktır. Ney’ in Üflenişi ve Ses SâhasıNey arka deliği sağ veya sol elin başparmağı ile kapatılabilecek şekilde sağa veya sola doğru eğimli olarak aşağıdaki resimde görüldüğü gibi tutulur. Oturularak icrâ edilen bir sazdır. Yalnız mevlevî âyinleri icrâsında neyzenler Hz. Mevlânâ’ ya saygı için ayakta (niyâz vaziyetinde) üflerler. Normal yükseklikte bir sandalyeye oturulup sağ ayağın altına bir yükselti konularak, sağ bacak yükseltilir. Sağ dirsek yükseltilen sağ bacağın üzerine dayanır. Sağ elin başparmağı ile neyin arkasındaki deliği, işaret parmağı ile en üstteki, orta parmağı ile üstten ikinci ve yüzük parmağı ile de üçüncü deliği kapatılır. Sol kol bu arada aşağıya doğru uzanarak neyin üstten dördüncü deliğini sol elin işaret parmağı, beşinci deliğini orta parmağı ve en al deliğini de yüzük parmağı ile kapatacak şekilde neyi tutup, aşağı seviyede kalmış olan sol dizin ön yüzüne dayar. Baş, çene sağ omuza çevrilmek suretiyle sol omuza eğilir, dudaklar başpâreyi yaklaşık 45 derecelik bir açıyla kavrar. Dudakların ve başpârenin bir kısmı açıkta kalacak şekilde neye üflenir. Ney’ in Mevlevîlik geleneğinden gelen geleneksel tutuluşu, yukarıda anlatılan sağ elin üstte olduğu pozisyondur. (Neyzenin sağ eli üstte olmak üzere ayakta üflediği bu pozisyon, tam bir Mevlevî niyaz pozisyonudur.) Ancak şüphesiz ki sol el üstte olarak üflemekte de bir mahsur yoktur. Hatta kimi neyzenler sol elin yukarıda olduğu pozisyonun avantajlarından söz etmektedirler. Neyden ses elde etmek özel bir eğitim gerektirir. Her şeyden önemlisi neyden fosurtusu mümkün olabildiğince az, volümlü, pest ve tiz bölgede rengi değişmeyen, hareket ettirilmeye hazır bir ses çıkarmaktır. Bunun için başpârenin kapatılması gereken bölümü alt ve üst dudaklar ile sıkıca kavranmalı, dudaklar çıkarılacak sese göre az veya çok sıkılarak; sıcak, ılık veya soğuk nefes düzenli bir şekilde ve mutlaka diyafram desteği ile neye sevk edilmelidir. Akciğerler, diyafram, ağız boşluğunu çevreleyen tüm kaslar ve tabii ki parmakları hareket ettiren kasların tümü kontrol altına alınmış olmalıdır. Neyden doğru sesleri çıkarmak büyük bir kulak hassasiyeti ve dikkat ister. Üflenen her perde kontrol altında olmalıdır. Teorik olarak hangi ahenkte açılmış olursa olsun her neyin pozisyon olarak Kaba Irak’ tan Tiz Eviç’ e kadar üç oktav ses sâhası vardır. Ney’ in yapısal özellikleri ve neyzenin mahareti bu ses sahasının oluşmasında rol oynar. Değişik âhenkteki neylerde şüphesiz ki bu ses sâhası farklı bölgelerde yer alacaktır. Ancak Bol ahenk ve Sipürde ahenginde açılmış nısfiyelerde (hattâ Müstahsen ve Yıldız’ da bile) Tiz Neva pozisyonunun üstündeki sesler çok tiz kaldığından çıkmamakta veya çıksa bile kullanışlı olmamaktadır. Bu yüzden küçük neylerde ses genişliği iki buçuk oktava inmektedir.NEY’ İN PERDELERİ Ney, Türk Klâsik Müziği’ nin yegâne üflemeli çalgısı ve Türk Tasavvuf Müziği’ nin başsazıdır. Tüm tekke mûsikîsinde bendir ile birlikte cevâz gören tek müzik âleti ney olmuştur. Mevlevi ayinleri ney ve kudümlerin iştirâki ile yapılır. Eğer bulunursa diğer çalgılardan da birer tane yer almaktadır. Ney ses rengi olarak insan sesine en yakın çalgılardan biridir. Her türlü müzikâl motifi icrâ etmeye olanak tanır. Üç oktavlık ses sâhası içindeki tüm sesleri, nefes şiddetini veya dudağın başpâre ile yaptığı açıyı değiştirmek suretiyle koma koma (hattâ cent cent) verebilir. NEY ÇEŞİTLERİ Bolâhenk Nısfiye (Ana âhenk) 505-525 mm. Bolâhenk-Sipürde Mâbeyni (Ara âhenk) 545-565 mm. Sipürde (Ana âhenk) 575-600 mm. Müstahsen (Ara âhenk) 605-635 mm. Yıldız (Ana âhenk) 645-670 mm. Kız (Ana âhenk) 680-720 mm. Kız-Mansur Mâbeyni (Ara âhenk) 730-760 mm. Mansur (Ana âhenk) 770-810 mm. Mansur-Şah Mâbeyni (Ara âhenk) 820-860 mm. Şah (Ana âhenk) 865-895 mm. Dâvud (Ana âhenk) 900-940 mm. Dâvud-Bolâhenk Mâbeyni (Ara âhenk) 960-1000 mm. Bolâhenk (Ana âhenk) 1010-1050 mm. TÜRK MÛSİKÎSİ’ NİN GELENEKSEL ÂHENK SİSTEMİ VE NEY ÇEŞİTLERİ Türk Mûsikîsi’ nin Geleneksel Âhenk Sistemi’ nden bahsederken öncelikle yüzyılımızın başlarına kadar 700 yıldır anlatılagelen, bugün ise tamamen uzaklaşılan geleneksel ses sistemimizden bahsetmek gerekir. Elimizdeki kaynaklara göre ilk kez XIII. yüzyılda Safiyüddîn Abdü’l-mü’mîn Urmevî (1237-1294) (Öztuna 1990) tarafından anlatılan, bir sekizlinin onyedi aralığa bölündüğü bu sistemde ana dizi (bugün kullandığımız yazım sistemiyle) aşağıdaki gibi gösterilebilir: ![]() Bu ana dizinin perdeleri önceleri sırasıyla Yegâh, Dügâh, Segâh, Çargâh, Pençgâh, Şeşgâh, Heftgâh ve Heştgâh (1., 2., 3., 4., 5., 6., 7. ve 8. yer) adlarıyla adlandırılırken, sonraları yine sırasıyla Yegâh, Hüseynîaşîranı, Irak, Rast, Dügâh, Segâh, Çargâh ve Neva adlarıyla adlandırılmıştır (Tura 1988). Bu dizi bugün kullandığımız sistemle T K S aralıklarıyla ifade edilen bir Rast dörtlüsünün tiz tarafına T K S T aralıklarıyla ifade edilen bir Rast beşlisinin eklenmesiyle oluşmuş görünmektedir. Daha anlaşılır olabilmesi açısından diziyi Rast perdesine göçürürsek: Şeklinde olduğunu görürüz. Bu dizi (Yegâh perdesinde) Rast makamını tam olarak ifade edebildiği gibi eski nazariyat kitaplarında “Rast makamı dizisinin üçüncü perdesinde yarım yedenli karar eden Rast seyrinde bir makamdır” diye tarif edilen Segâh makamını da (Irak perdesinde) mükemmel ifade edebilmektedir. Tekrar eski yerinde incelemeye devam ettiğimiz ses sistemimizin ana dizisi aynı zamanda sistemin “asl” diye adlandırılan perdelerinden oluşmaktadır. Sistem yukarıda gördüğümüz asıl perdelerin aralarındaki tam ikili aralıkların ikişer; mücennep aralıkların ise (büyük ve küçük mücennep) birer “ârızî” perdeyle bölünmesiyle on sekiz perdeye tamamlanmakta, dolayısıyla on yedi eşit olmayan aralığa bölünmektedir. ![]() 1- Yegâh 2- Pest Beyâtî 3- Pest Hisar 4- Hüseynî Aşîranı 5- Acem Aşîranı 6- Irak 7- Rehâvi 8- Rast 9- Şûrî 10- Zengüle 11- Dügâh 12- Kürdî 13- Segâh 14- Bûselik 15- Çargâh 16- Sabâ 17- Uzzâl 18- Nevâ Sekizliyi eşit olmayan on yedi aralığa bölen bu sistem hesapça açık, ancak uygulamada kapalı bir sistemdir. Sistemin kapanışı ârızî perdelerin aslında (dar veya geniş) birer frekans bandını yani, bir noktayı değil; alt ucu, göbeği ve üst ucu olan bir bölgeyi ifade etmesiyle mümkün olmaktadır. Aynı zamanda o âhenkte (veya akortta) yapılmış neylere ismini de vermiş olan Türk Müziği Âhenk Sistemi, yukarıda kısaca anlatmaya çalıştığımız geleneksel ses sistemimizden doğmaktadır. Ana dizinin I. perdesinin dizinin diğer perdelerine uygulanmasıyla Türk Müziği’nin Geleneksel Âhenk Sistemi oluşur. Ana dizinin I. derecesi olan Yegâh perdesinin dizinin II. derecesi haline getirilmesi ile “Sipürde ahengi” elde edilmektedir “ ![]() Bolâhenk âhengi (Yerinden) Sipürde âhengi ( Bir tam ikili -T- kadar pestten icrâ ettirir.) Aynı şekilde Yegâh perdesinin dizinin III. derecesi haline gelmesi “Yıldız âhengi” dir ![]() Son olarak Yegâh perdesinin dizinin VIII. derecesi (oktavı) haline gelmesi ile “Bolâhenk âhengi” oluşur. ![]() Bu âhenk sistemlerinin her biri için imal edilmiş olan neyler de o ahengin adıyla anılmaktadır (Sipürde ney, Yıldız ney, Kız ney, Mansur ney, Şah ney, Dâvud ney ve Bolâhenk ney). Asıl perdelere göre düzenlenmiş olan ana âhenkler için imal edilen bu neyler, ana neylerdir. Arızi perdeler birer noktayı değil birer frekans bandını ifade ettiğinden, her biri için ayrı birer âhenk sistemi oluşturulmamış, sadece T ve K gibi geniş aralıklar için birer ara âhenk sistemi oluşturularak mûsikîmiz 12 âhenk sistemiyle icrâ edile gelmiştir. 1- Bolâhenk 2- Bolâhenk-Sipürde Mâbeyni 3- Sipürde 4- Sipürde-Yıldız Mâbeyni (Müstahsen) 5- Yıldız 6- Kız 7- Kız-Mansur Mâbeyni 8- Mansur 9- Mansur-Şah Mâbeyni 10- Şah 11- Dâvud 12- Dâvud-Bolâhenk Mâbeyni Ara âhenklerde ise Yegâh perdesi; Bolâhenk-Sipürde Mabeyni’nde I. ve II. derecelerin ortasında kalmakta yani bir tam ikili aralığın yarısı kadar pestten icra edilmekte, Sipürde-Yıldız Mâbeyni’ nde II. ve III. derecelerin ortasında kalmakta yani dizi bir tam ikili aralığa ilaveten ikili aralığın yarısı kadar (üç tane tam ikili aralığın yarısı) pestten icra edilmekte, Kız-Mansur Mâbeyni’ nde IV. ve V. derecelerin ortasında kalmakta yani dizi bir tam dörtlüye ilaveten bir tam ikili aralığın yarısı kadar pestten icra edilmekte, Mansur-Şah Mâbeyni’ nde V. ve VI. derecelerin ortasında kalmakta yani dizi bir tam beşliye ilaveten bir tam ikili aralığın yarısı kadar pestten icra edilmekte, Dâvud-Bolâhenk Mâbeyni’ nde ise VII. ve VIII. derecelerin ortasında kalmakta yani dizi bir tam sekizliden bir tam ikili aralığın yarısı kadar eksik pestten icra edilmektedir. Bu âhenklerin her biri için de aynı adlarla anılan birer ney imal edilmiştir (Bolâhenk-Sipürde Mâbeyni ney, Müstahsen ney, Kız-Mansur Mâbeyni ney, Mansur-Şah Mâbeyni ney, Dâvud-Bolâhenk Mâbeyni ney). Bunlar da ara neylerdir. Dolayısıyla Türk müziği âhenk sistemi ve neyler şu şekilde düzenlenmiştir. Bolâhenk Nısfiye (Ana âhenk) Bolâhenk-Sipürde Mâbeyni (Ara âhenk) Sipürde (Ana âhenk) Müstahsen (Ara âhenk) Yıldız (Ana âhenk) Kız (Ana âhenk) Kız-Mansur Mâbeyni (Ara âhenk) Mansur (Ana âhenk) Mansur-Şah Mâbeyni (Ara âhenk) Şah (Ana âhenk) Dâvud (Ana âhenk) Dâvud-Bolâhenk Mâbeyni (Ara âhenk) Bolâhenk (Ana âhenk) BÂZI ÖNEMLİ NEY İCRÂCILARI Bugün hayatta bulunmayan ünlü neyzenler arasında Şeyh Yusuf Dede, Kutb-ı nâyî Osman Dede, Şeyh Mustafa Nakşi Dede, Kazasker Mustafa İzzet Efendi, Mehmed Said Dede, Neyzen Yusuf Paşa, Neyzen Dede Salih Efendi, Neyzen Aziz Dede, Neyzen Tevfik (Kolaylı), Neyzen Emin Dede (Yazıcı), Rauf Yekta Bey, Hüseyin Fahreddin Dede, Ressam Halil Dikmen, Halil Can, Süleyman Erguner (dede), Emin Kılıç Kale, Hayri Tümer, Gavsi Baykara, Ulvi Erguner, Burhanettin Ökte, Aka Gündüz Kutbay, Ahmet Polatöz, Polat Kale, Fuat Türkelman, Doğan Ergin sayılabilir. Ahmet Yakup oğlu, Selami Bertuğ, Doğan Ergin, Fikret Bertuğ, Arif Biçer, Şemsettin Güvey, Ömer Erdoğdular, Sadrettin Özçimi, Kutsî Erguner, Süleyman Erguner (torun), Ekrem Vural, Ümit Gürelman, Arif Erdebil, Mahmut Bilki, Uğur Onuk, Ali Sezâî Balakbabalar, Yavuz Akalın, Murat Salim Tokaç, Yusuf Kayya, Salih Bilgin, Aziz Şenol Filiz, Mustafa Güvenkaya, Yavuz Ballıoğlu, Hüseyin Kutsî Sezgin, Fahrettin Acar, Ahmet Şahin, Cevdet Yıldız, Ömer Bildik, Kâşif Demiröz yaşayan neyzenlerimizdendir. |













Parazvâne
Başpâre
Ney’ in Üflenişi ve Ses Sâhası
Neyden doğru sesleri çıkarmak büyük bir kulak hassasiyeti ve dikkat ister. Üflenen her perde kontrol altında olmalıdır. Teorik olarak hangi ahenkte açılmış olursa olsun her neyin pozisyon olarak Kaba Irak’ tan Tiz Eviç’ e kadar üç oktav ses sâhası vardır. Ney’ in yapısal özellikleri ve neyzenin mahareti bu ses sahasının oluşmasında rol oynar. Değişik âhenkteki neylerde şüphesiz ki bu ses sâhası farklı bölgelerde yer alacaktır. Ancak Bol ahenk ve Sipürde ahenginde açılmış nısfiyelerde (hattâ Müstahsen ve Yıldız’ da bile) Tiz Neva pozisyonunun üstündeki sesler çok tiz kaldığından çıkmamakta veya çıksa bile kullanışlı olmamaktadır. Bu yüzden küçük neylerde ses genişliği iki buçuk oktava inmektedir.




