
Son Eklenenler
- Nilüfer Belediyesi THM Korosu Konser Videosu / 28 Ocak 2010
- Nilüfer Belediyesi Yurttan Sesler Korosu / TRT FM Radyo Kaydı
- Niüfer Belediyesi THM Konseri / 22.04.2010 / Konser Fotoğrafları
- Yurttan Sesler Topluluğu Koro-Solo Konseri / 22 Nisan 2010 Perşembe
- Bursa Barosu THM Konseri - 27 Nisan 2010 Salı

| RUHİ SU |
Biyografi Mehmet Ruhi Su, 1912 yılında Van’ da doğdu. Adana’da büyüdü. Kendi anlatımıyla “Birinci Dünya Savaşı’nın ortada bıraktığı çocuklardan biriydi.”Çocukluğunu yanlarına verildiği yoksul bir aile ve öksüzler yurdunda geçirdi. Altı yaşına geldiğinde Adana, İngilizler ve Fransızlar tarafından işgal edildi. Bu işgalin ardından Adanalılar toplu olarak Toros Dağları’na kaçtılar. Bu bir göçtü. Bu göç “kaç-kaç- yılları” olarak anılır. Çocuk denecek yaşta savaş denen şeyin, ne demek olduğunu içinde yaşayarak, seferberlik türküleri, marşlar söyleyerek öğrendi. Kaç -kaç’ da Adana’da çok güzel türküler öğrendiğini hep söylerdi. Türküler öğreniyor, türküler söylüyor, komşular, özellikle kadınlar, dinleyicilerinin başında geliyordu. Bu türküler, müzik duygularını pekiştirmede ve değiştirmede önemli rol oynuyordu. İlk türkü repertuarını da böyle oluşturdu. On yaşından itibaren okullardaki yatılı yaşamı başladı, aynı zamanda müzik yaşamı da başladı. Bir yıl sonra öksüzler yurdunun müzik öğretmeni Mehmet Tahir, yurda bir keman aldırtıp, Mehmet’ i keman eğitimine başlattı. Dördüncü sınıfta kemana başlayan Su, böylece klasik müziğe de ilk adımını attı. Daha sonra Adana’da Öğretmen Okulu’nu bitiren Su, 1936 yılında Ankara Musiki Muallim Mektebi’ni, 1942’de Ankara Devlet Konservatuarı Şan bölümünü başarıyla bitirdi. Aynı yıllarda Ankara İkinci Cebeci Ortaokulunda ve Hasanoğlan Köy Enstitüsünde büyük bir koro oluşturdu. Riyaset-i Cumhur Orkestrasına girdi ve konservatuarın opera bölümünde öğrenciliği sürdürürken bir hocası keman çalışmasının ses tellerine zarar vereceğini, sesinin zayıf çıkacağını söyleyerek bir tercih yapmasını istedi. Bunun üzerine Ruhi Su, kemanı bırakmak zorunda kaldı. Devlet Konservatuarı’nda (1936–1942) opera sanatçısı olarak çalışmaya başladı. Bu arada Ankara Radyosu’nda “Basbariton Ruhi Su Türküler Söylüyor” anonsuyla sunulan bir radyo program yapmaya başladı. Bu programlardan birinde söylediği “Serdari Halimiz Böle N’olacak? Kısa çöp uzundan hakkın alacak” türküsü nedeniyle buradaki işine son verildi. Ankara Devlet Operası sanatçısı olarak; Bastien Bastienne, La Boheme, Satılmış Nişanlı, Fidelio, Madame Butterfly, Tosca, Yarasa, Aşk İksiri, Rigoletto, Figaro’nın Düğünü, Maskeli Balo, Konsolos gibi operalardaki başarılarıyla bas bariton Ruhi Su, Türk Opera Sanatı’nın temeline büyük katkıda bulunmuştur. Yıl 1945–1946. O sırada Ruhi Su Ankara’da yedek subaylığını yaparken aynı zamanda operada oynamaya devam etti. Ayrıca o dönemde Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’nde bir koro çalıştırmaya başladı. Sonradan eşi olacak olan Sıdıka Hanım 1946 yılında Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümüne girmiş, dünya görüşleri arasındaki yakınlık, türkülere karşı duydukları ortak sevgi, aralarında güzel bir arkadaşlığın temellerini atmıştır. 1950 yılında Ruhi Su, Sıdıka Hanım ile arkadaşlığı, türküler temelinde filizlenen ve uzun yıllar devam edecek olan bir aşka dönüşmüştür.. Ruhi Su, sosyalist dünya görüşü nedeni ile 1951 TKP tutuklaması sonucu 12 Kasım 1952 yıllında tutuklanarak İstanbul’a, ünlü Sansaryan Han’a gönderildi. Sansaryan Han’ın en alt katındaki hücrelerden birinde beş ayı aşkın bir süre kalan Ruhi Su, orada ağır işkence gördü. Tabutluğa kondu. Harbiye Cezaevine getirmek için iyileşmesini beklemek zorunda kaldılar. Cezaevine getirildiğinde, Sıdıka Hanımla görüşebilmek için nişanlanmaya karar verdiler. Harbiye Cezaevi’nde üç buçuk yıl kaldılar. Bu günlerin izlerine Ruhi Su’nun bazı türkülerinde rastlamak mümkündür. Hapishanede Ruhi Su’ya önce sazını vermediler. Bunun üzerine tutuklulardan Faik Şekeroğlu, tahta paspas saplarınlardan ona bir bağlama yaptı. İki sene bu bağlamayla çalıştı. Ancak iki sene sonra izin çıkınca Ankara’dan bağlamasını getirtebildi. Merkez Kumandanlığı Cezaevi’nde 156 kişiydiler. Koğuşlarda aralarında eğlenirlerdi. Türküler söyler, şiirler okur, tiyatro oyunları sahneye koyarlardı. Ruhi Su, bu arkadaşları arasından bir koro oluşturdu. Konserler yaptı. Onlarla çalıştı. Onlardan türküler derledi. Türküler söyletti. Her gün, ses egzersizi yapardı. Bu arkadaşlarının, hiçbir gün şikâyet etmediklerini söyler, hapishane arkadaşlarından hep sevgi ve minnetle söz ederdi. Su, türküler üzerinde en verimli çalışma dönemini cezaevinde geçirdi. Bestelediği türkülerin çoğu bu döneme rastlar. Ankara’dan İstanbul’a Sansaryan Hanı’na gelişini anlatan türkü, “Bu Nasıl İstanbul Zindan İçinde”dir “Mahsus Mahal” türküsü, doğrudan Sıdıka Hanım’la ilgilidir. bu türküsüyle de ünlenmiştir aynı zamanda. Nazım Hikmet’ten Kuvay-ı Milliye Destanını, cezaevinde düşünmeye başlamıştı.1960 ‘tan sonra besteyi tamamladı. Şeyh Bedrettin Destanı’ndan bir parça ve Üç Selvi’yi bestelemeyi ise 1974 yılına kadar tamamladı. Adana Cezaevinde, Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın, “Almanya’da Çöpçülerimiz” şiirini bestelemiştir. Ruhi Su, Nazım Hikmet’in şiirini, besteleyen ilk sanatçıdır. 1950 yılında Süvarinin Türküsü’nü yapmıştır (Dört Nala Gelip Uzak Asya’dan). Sonra Fransa’da Yves Montand, Nazım Hikmet’in “Akrep Gibisin Kardeşim” şiirini besteledi. 1963’de Nazım Hikmet’in ölüm haberi geldiğinde Ruhi Su “Kara Bir Haber Geldi” ağıtını, bir türkü ezgisini yorumlayarak söyledi. Bu türkünün sözleri Ruhi Su’ya aittir. Söylediği türkülerdeki siyasi vurgular yüzünden aleyhinde kampanyalar başlatılan ve işini kaybeden sanatçı, türküleri derleyip, yeniden yorumlama işine kendi başına devam etti. Çok zengin bir türkü repertuarı oluşturdu. Ruhi Su’nun söylediği türkülerin çoğu, alevi deyişleri ve alevi nefesleriydi. Ali İzzet’ ten ; ‘Bir Allah’ı Tanıyalım Ayrı Gayrı Bu Din Nedir’, Pir Sultan Abdal’dan; ‘Gelin Canlar Bir Olalım’, Muhyi’den ‘ Zahit Bizi Tan Eyleme’ gibi nefesler söyleyen Ruhi Su’yu, alevi türküleri söylüyor, komünizm propagandası yapıyor diye susturdular. Çalışmalarını kendi kısıtlı imkânlarıyla sürdürmeye çalışan Su, birkaç yıl sonra kansere yakalandı. Kültür ve sanat dünyamız; onurlu, inançlı ve ödünsüz kişiliğiyle örnek bir aydın portresi oluşturan, tüm engellemelere rağmen, yeteneği ve sanatının gücü ile adını ülkemiz sınırları dışında da duyuran bu çok değerli sanatçısını 20 Eylül 1985’te kaybetti. Hastalığına prostat kanseri teşhisi konulduktan sonra, 73 yaşındaki sanatçının yurtdışında tedavisi için girişimlerde bulunuldu. Ne var ki yetkililer, hiçbir gerekçe göstermeksizin, sanatçıya pasaport vermemekte direndiler. Ülkemizin ve tüm uygar ülkelerin aydınları, sanatçıları, bu insanlık dışı, anlamsız ve utanç verici direnişi kırmak için seferber oldular. Nihayet kapılar açıldı, Ruhi Su’nun tedavi amaçlı olarak ve yalnız bir defaya mahsus olmak üzere yurtdışına çıkmasına izin verildi. Ama artık çok geçti. Ruhi Su artık ölüm yolculuğuna hazırlanmaktaydı. Yaşamı boyunca hiçbir lütfundan yararlanmadığı devletin isteksizce lütfettiği bu pasaporttan da yararlanmadı... Yararlanamadı. Hastalığının adamakıllı ilerlediği ve kendisini güçsüz düşürdüğü günlere kadar sazını ve türkülerini bırakmayan Ruhi Su’nun adı çoktan ölümsüzleşti. Ama İsmail Cem’in dediği gibi: “Ona hasta yatağında bir pasaportu fazla görenlerin ismini duyanınız var mı?” Mahsus MahalMahsus mahal derler, kaldım zindandaKalıram kalıram, dostlar yandadır.İk'elleri kızıl kandadır kanda.Ölürem ölürem kardaş, aklım sendedir. Artar eksilmeyiz zindanlarındaKolay değil, derdin ucu derindeKumhan Irmağı`nda Karaburun`daVururam vururam kardaş, öfkem kındadır. Dirliğim düzenim, umudum canımSolum sol tarafım, cümle varlığımBenim beyaz unum, ak güvercinimBilirem bilirem kardaş, gelen gündedir.
Ruhi Su Dostlar Korosu Aralık 1975’te kurulmuştur. Dostlar Tiyatrosu bünyesinde kurulan bu koro ilk koristlerini sınavla almıştır. Önceleri tek sesli türküler söylemeye başlamış olan koro, çoksesli türkü çalışmalarının ilk örneklerini, iki sesli türküleri seslendirdiği konserlerde vermeye başlamıştır. 1976 yılında "El Kapıları", 1977 yılında "Sabahın Sahibi Var" ve 1978 yılında "Semahlar" uzunçalarına Ruhi Su’ya eşlik etmiştir koro. Ruhi Su, Dostlar Korosu ile İstanbul, Ankara ve Bursa’da çok sayıda konserler verdi. 1980 yılında değişen ülke koşulları ve daha sonra da Ruhi Su'nun rahatsızlığı nedeniyle müzik çalışmalarına bir dönem ara vermek zorunda kaldı. Bu zorunlu "ara" Ruhi Su'yu kaybettiğimiz 1985 Eylül'üne kadar sürdü. 1986'da "Ruhi Su'yu Anma Gecesi"ne katılmak üzere koro, Timur Selçuk yönetiminde tekrar bir araya geldi ve türkülerine kavuştu. 1987 yılında Ruhi Su’ya olan saygı ve sevgiyi dile getirmek için, koronun adının başına onun adını da ekleyerek "Ruhi Su Dostlar Korosu" adını verdiler. Amatör bir koro olmanın getirdiği güçlüğe rağmen, çalışmalarını sonraki yıllarda da Hüseyin Tutkun, Refik Köksal, Sarper Özsan, Cenan Akın, Cengiz Ünal, Öcal Öcalan yönetiminde sürdürmüştür ve bu süreç içerisinde çok sesli repertuarını genişletmiştir.Çeşitli repertuarlarla AKM Büyük Salon, CRR Konser Salonu, Harbiye Açık Hava Tiyatrosu, Kenter Tiyatrosu gibi salonlarda konserler vermiştir. İstanbul dışında da Ankara, İzmir, Dikili, Efes Antik Tiyatrosu, Tokat, Zonguldak, Balıkesir-Ören, Köln, Frankfurt gibi şehirlerde de konserler vermiştir. 2005 yılından itibaren Ortaç Aydınoğlu yönetiminde konserler vermeye devam etmiştir. Koro Şefi Berktay T. Akyıldız yönetiminde 11. Türkiye Korolar Şenliğinde “Halk Müziği Yorumlama Başarı Ödülünü” kazandı. |













Biyografi