
Son Eklenenler
- Nilüfer Belediyesi THM Korosu Konser Videosu / 28 Ocak 2010
- Nilüfer Belediyesi Yurttan Sesler Korosu / TRT FM Radyo Kaydı
- Niüfer Belediyesi THM Konseri / 22.04.2010 / Konser Fotoğrafları
- Yurttan Sesler Topluluğu Koro-Solo Konseri / 22 Nisan 2010 Perşembe
- Bursa Barosu THM Konseri - 27 Nisan 2010 Salı

| ZARALI HALİL |
ZARALI HALİL SÖYLER Öncelikle Zaralı Halil Söyler’in doğduğu ve ismine eklenen Sivas’ın Zara ilçesi hakkında biraz bilgi vermek istiyorum. Zara İlçesi: Zara İlçesi Sivas’a bağlıdır. İki ismi vardır: Koçgiri ve Zara. Zara ismi Selçuklular zamanından beri kullanılmaktadır. Rivayete göre 12. yüzyılda bölgede yaşamış Zaro isimli nüfuzlu birisinden kaynaklanmaktadır. 19. yüzyıl başlarında Koçgiri adıyla Sivas sancağına bağlı olan Zara, önce nahiye sonra kaza olmuştur. Bu yöreye ismini veren Koçgiri aşireti, Kanuni Sultan Süleyman zamanında Dersim’den alınıp Zara civarına yerleştirilmiştir. Koçgiri adı ilçe topraklarının tümüne verildiği zamanlarda bile ilçe merkezinin adı Zara olarak kalmıştır. Zara; Yukarı Kızılırmak havzasında bulunur. İlçe merkezi Sivas şehrinin 65 km kadar doğusunda, Sivas, Erzincan, Erzurum yolu üzerindedir. İşte bu çok ünlü ilçemiz birçok önemli sanatçının memleketi olarak da ünlenmiştir. Zaralı Halil Söyler de bunlardan birisidir. Öğrendiğim bilgiye göre ZARA kelimesindeki her iki a harfi de kısa şekilde söylenirmiş. İlk a harfini uzatmak Zaralıların gözünde cahilliğin işareti olarak görülürmüş. Zaralı Halil Söyler Türk Halk Müziği’nin güçlü seslerinden biri olan Zaralı Halil, 1906 yılında Sivas’ın Zara ilçesinde doğmuştur. Asıl adı Halil Çataltepe’dir. Fakat dönemin kaymakamının ısrarı üzerine soyadını ‘Söyler ’ olarak değiştirmiştir. Zaralı Halil ailenin 3. çocuğudur. Kendisinden büyük iki ablası vardır. Halil doğunca ailesi erkek evlatlarının olduğuna çok sevinmiştir. Doğduğunda da zayıf bir bebek olan Halil ömrü boyunca nazik bünyeli bir insan olmuştur. Bu zayıflığı yüzünden annesi kendisine ‘incik’ diye hitap etmiştir. Bu ‘incik’ kelimesi bir süre sonra ‘ince’ye dönüşmüştür. Kendisine İnce Halil de denmiştir. Önce annesini sonra da babasını kaybeden Halil ondört yaşında Sivas’ta Yetiştirme Yurduna verilmiştir. İşte bu yurtta kaldığı 4 yıl içerisinde bağlama çalmayı öğrenmiştir. Halil’in sırtı kamburdur. Hatta o sıralar Sivas’ta Halil’in sesindeki güzellik ve gürlük sırtındaki kamburundan geliyor demişlerdir. Halil şöhretini pekiştirmek üzereyken bu sefer de askere alınmıştır. Ama askerde de kendini göstermeyi başarmıştır. Düzenlenen her eğlenceye sanatçı olarak katılmış ve insanlara sanatını aktarmaya devam etmiştir. İnce Halil askerlik ile ilgili türküsünde şöyle demiştir: Bir bulut kaynıyor Sivas elinden Ucu telli mektup geldi yârimden Karlı dağlar ne olur ne olur Asker ağam gelse yarelerim ey olur Fakat Halil hastadır, içkiye olan düşkünlüğü nedeni ile vücudu iyice yıpranmıştır. Gördüğü tedaviler işe yaramayınca rapor alarak askerlikten ayrılmış ve memleketi Zara’ya dönmüştür. Askerden sonra evlenme yaşına gelmiş olan Halil, Kamer Hatun’la evlenmiş ve bu evlilikten 8 çocuğu olmuştur. Önce Suşehri, Erzurum gibi yerlerde kendini göstermeye çalışmış, gittiği her yerde büyük ilgi görmüş ve artık büyük şehirlere açılma zamanının geldiğini düşünmeye başlamıştır. Kendisini çok beğenen Manifaturacı Şükrü Efendi Halil’i İstanbul’a götürmüştür. Burada bir plak şirketi ile anlaşmış, fakat bu plak şirketi vaat ettiği parayı Halil’e vermemiştir. Yine de buna rağmen Halil’in plağı ülkede çok büyük bir ilgi uyandırmış, Halil ülkenin her yanında tanınır olmuştur. Eğlence dünyası onu Diyarbakırlı Celalle, Erzincanlı Şerefle anmaya başlamıştır. Şöhreti arttıkça içkiye olan düşkünlüğü iyice artmış, ailesini memleketini bile hatırlamaz olmuştur. Sağlığı iyice kötüleşen Halil uzun bir 7 yılın ardından yalnızlığa dayanamamış ve memleketine dönmüştür. Hiçbir tedavi hastalığına çare olamamış ve 15 Ocak 1964 tarihinde hayata gözlerini kapamıştır. “Ezim ezim eziliyor yüreğim Çok yalvardım kabul olmaz dileğim Ben ağlarım doktor ağlar, dert ağlar Haram olsun yâri gördüğüm çağlar Laleler, sümbüller, ah ne güzel bağlar” Zaralı Halil’in TRT repertuarında 8 adet türküsü bulunmaktadır. Bu türkülerin hepsi Muzaffer Sarısözen tarafından derlenmiş ve notaya alınmıştır. Ancak sanatçının birçok türküsü de başka isimlerde başka yörelere mal edilmiştir. "Bu gün de günlerden cumadır Cuma” türküsü Binali Selman kaynak gösterilerek Bayburt yöresine, “Ey hamame bu hamam güzellerden kim gelir” isimli türküsü, Âşık Suları kaynak gösterilerek Erzincan yöresine mal edilmiştir. “Göç göç oldu göçler yola dizildi” türküsü ise Mükerrem Kemertaş kaynak gösterilerek Erzurum’a mal edilmiştir. Zaralı Halil'in Türkülerinin Öyküleri Söylediği türkülerin bir kısmının sözlerinin kendisine ait olması Zaralı Halil’in sanatkârlık yönünü bir kat daha artırmaktadır. Türküleri genellikle bir öyküye dayanır. Çevresinde gelişen olaylar ona doğrudan tesir etmiştir. Sanatçının duygulu zengin dünyasını harekete geçirerek birbirinden güzel türküler söylemesine besteler yapmasına sebep olmuştur. Hastalıklar, ölümler, sevdalar, dağlar… Onun türkülerinin konusu olmuştur. Bir gün yakın köylerden bir adam yanına gelmiş, “Genç yaşta kızım öldü, doktora götüremedim, yüreğim alev alev yanıyor, bir türkü söyle kızıma.” demiştir. Zaralı Halil’in içi burkulmuş ve o adamın acısını kendi yüreğinde hissetmiştir. Köy güzeli Gül Hanım Köyü sardı figanım Baba gözün kör olsunTutmaz oldu her yanım Zaralı Halil Erzincan’a gitmiştir. Halk tarafından görkemli bir şekilde karşılanmış, sevenleri onu trenle yolcu edinceye kadar yalnız bırakmamışlardır. Bu sevgi gösterileri arasında Erzincan’dan ayrılmış fakat yolda giderken Erzincan’da deprem yaşandığını duymuş ve bu uzun havayı yakmıştır: Kan ağlıyor Erzincan’ın dağları Veran kaldı mor sümbüllü dağları Sivas’a geliyor kalan sağları Şikâyetim kimden kime ne diyem Zaralı Halil kurtlar tarafından parçalanan koyunlarına da türkü yakmıştır: Büyük tepede böldün koyunuKurt içine düşmüş görün oyunuTopladın nettin koyunuSen bizi düşmana gülünç edersin. Birkaç evlenme serüveni geçiren sanatçılardandır Zaralı Halil. İkinci nişanlısı ise uzun yıllar göz koyduğu bir güzeldir. Onu bir an önce görmek, isteği yaşar içinde. Bir gün nişanlısının evine gitmiştir.. Ama yöresel âdeti de yerine getirmiş. Kese kâğıdına doldurduğu çerezleri kendi eliyle vermiştir sevdiğine. Daha çok götürmek istemiş ama ekonomik durumu el vermemiştir.. Nişanlısı, utangaç romantik sanatçının elinden kuruyemişi alarak teveği rafa koymuştur. . Ve göz göze gelip bulundukları yerde rafların dibine oturmuşlardır. İşte o zaman şekillenmiştir iç dünyasındaki Tevekte üzüm kara türküsü… Tevekte üzüm kara yar yarSalkımı düzün diley dileyBen yâre gidiyorum yar yarElim boş yüzüm kara diley yangınım ben Zaralı Halil, kendisini aşan bir sanatçıdır. Dertlilerin derdi onun derdi olmuştur. Kurtaramamıştır başkasının sorunlarından kendisini. Hele akrabası Azime'nin başına gelenler onu daha da üzmüştür. Üvey bir anne eline düşen Azime iki gözü iki çeşmedir Yaban anne ona olmadık kötülükler yapmıştır. Azime ise öz annesi Kafiye Hanımla geçirdiği mutlu yıllarla avunmaktadır. Zaralı Halil Azime'nin bu acıklı durumuna da bacısıyla birlikte türkü yakmıştır. : Söğüt yaprağı yerde Ben uğradım bir derdeBenim bir sevdiğim varAzimem kalır evdeSöğüt yaprağı yeşilDöşür kafiyem döşürJandarmalar geliyorKöpüklü kahve pişir "Bu gün de günlerden cumadır cuma" türküsünün de oluşması enteresandır. Bu sefer aşk, ayrılık, hüzün gibi duygular sebep değildir türkünün oluşmasında. Bir çoban ve öküz arasındaki çatışmadır… Çoban adet gereği evlenmeden iki gün önce Cuma günü süslendirilmiştir. Saç, sakal traşı yapılmış, yeni kıyafetler giydirilmiştir… Başına da fes, başlık koyarlar… Bu durumuyla yaylıma götürdüğü öküzlerin yanına gitmiştir. Öküzlerden biri onu tanımamış ya da değişik kıyafet görünce heyecanlanmış, üzerine yürümüş ve onu yaralamıştır… Bu olaydan üç gün sonra da çoban ölmüştür. Türkü böylece oluşmuştur. Bu gün de günlerden cumadır CumaYar hamama gidip kınanı yumaBen seni sevmişim kimseye demeZalim celep vurdu yarem var benim. Türkülerinden bazıları şunlardır: Ağılın altı kengerAna benim geleceğim kalmadıBahçalarda badem varÇaya indim taşı yokEridi kalmadı dağların karıEzim ezim eziliyor yüreğimGine yükselecek Türk hava kuşuGördüm ki gülşendeKaleden iniş mi olurKarlı dağlar karanlığın bastı mıKaşların karasınaKöy güzeli Gül HanımSabah güneşi doğmuşSöğüt yaprağı yerdeTevekte üzüm karaYola Gel Sevdiğim |














ZARALI HALİL SÖYLER Öncelikle Zaralı Halil Söyler’in doğduğu ve ismine eklenen Sivas’ın Zara ilçesi hakkında biraz bilgi vermek istiyorum. Zara İlçesi: Zara İlçesi Sivas’a bağlıdır. İki ismi vardır: Koçgiri ve Zara. Zara ismi Selçuklular zamanından beri kullanılmaktadır. Rivayete göre 12. yüzyılda bölgede yaşamış Zaro isimli nüfuzlu birisinden kaynaklanmaktadır. 19. yüzyıl başlarında Koçgiri adıyla Sivas sancağına bağlı olan Zara, önce nahiye sonra kaza olmuştur. Bu yöreye ismini veren Koçgiri aşireti, Kanuni Sultan Süleyman zamanında Dersim’den alınıp Zara civarına yerleştirilmiştir. Koçgiri adı ilçe topraklarının tümüne verildiği zamanlarda bile ilçe merkezinin adı Zara olarak kalmıştır. Zara; Yukarı Kızılırmak havzasında bulunur. İlçe merkezi Sivas şehrinin 65 km kadar doğusunda, Sivas, Erzincan, Erzurum yolu üzerindedir. İşte bu çok ünlü ilçemiz birçok önemli sanatçının memleketi olarak da ünlenmiştir. Zaralı Halil Söyler de bunlardan birisidir. Öğrendiğim bilgiye göre ZARA kelimesindeki her iki a harfi de kısa şekilde söylenirmiş. İlk a harfini uzatmak Zaralıların gözünde cahilliğin işareti olarak görülürmüş. Zaralı Halil Söyler Türk Halk Müziği’nin güçlü seslerinden biri olan Zaralı Halil, 1906 yılında Sivas’ın Zara ilçesinde doğmuştur. Asıl adı Halil Çataltepe’dir. Fakat dönemin kaymakamının ısrarı üzerine soyadını ‘Söyler ’ olarak değiştirmiştir. Zaralı Halil ailenin 3. çocuğudur. Kendisinden büyük iki ablası vardır. Halil doğunca ailesi erkek evlatlarının olduğuna çok sevinmiştir. Doğduğunda da zayıf bir bebek olan Halil ömrü boyunca nazik bünyeli bir insan olmuştur. Bu zayıflığı yüzünden annesi kendisine ‘incik’ diye hitap etmiştir. Bu ‘incik’ kelimesi bir süre sonra ‘ince’ye dönüşmüştür. Kendisine İnce Halil de denmiştir. Önce annesini sonra da babasını kaybeden Halil ondört yaşında Sivas’ta Yetiştirme Yurduna verilmiştir. İşte bu yurtta kaldığı 4 yıl içerisinde bağlama çalmayı öğrenmiştir. Halil’in sırtı kamburdur. Hatta o sıralar Sivas’ta Halil’in sesindeki güzellik ve gürlük sırtındaki kamburundan geliyor demişlerdir. Halil şöhretini pekiştirmek üzereyken bu sefer de askere alınmıştır. Ama askerde de kendini göstermeyi başarmıştır. Düzenlenen her eğlenceye sanatçı olarak katılmış ve insanlara sanatını aktarmaya devam etmiştir. İnce Halil askerlik ile ilgili türküsünde şöyle demiştir: 