
1861 yılında Erzurum’un Narman ilçesine bağlı, Samikale Köyü’nde doğmuştur. Kendileri bu köye Kafkaslar' dan gelmişlerdir. Asıl adı Hüseyin’dir. Babası Kasımoğulları'ndan Hasan'dır. Babası köyde çobanlıkla geçimini sağlamaktadır. Hüseyin 10-11 yaşlarına geldiğinde, babasıyla birlikte çobanlık yapmaya başladı. Yaklaşık 11 yaşında Erzurum’a giderek aşıklar çevresine girdi. Âşık Edebiyatının önde gelen şairlerindendir. Yaşadığı devirde etkisi Orta Asya’ya kadar ulaşmıştır. Halk kültürünü iyi bilmesinden, insanlara daima doğruyu, güzeli, iyiyi telkin etmesinden ötürü “Sümmânî Baba” adıyla da anılmaktadır. Sümmânî adı; zamanla bir tavrın, bir makamın, bir ezginin adı olmuştur. Âşık toplantılarında âşıklarla karşılaşmalar yapan Sümmânî, söz söyleme üstünlüğü yanı sıra, daima mütevazilik ve olgunluk göstermiştir. Saza ve deyiş söylemeye küçük yaşta başlamıştır. Deyişleri oldukça güzel, edebi değeri yüksektir. Klişeleşmiş ve mertebeli ezgi yapısına sahiptir. Berrak bir dille ve ahenkli olarak söylediği şiirlerle yaşadığı çevrenin odak noktası olmuştur. Kıvrak bir zekâya, kuvvetli bir hafızaya sahiptir. Tasavvuf, aşk, yokluk gibi çok değişik konulara ait şiirler söylemiştir. Eserleri arasında koşma, semaî, destan, divan, gazel, müstezatlar bulunmaktadır. Yani, hem hece vezni, hem de aruz vezni kalıplarını kullanmıştır. Akıcı üslubuyla, kuvvetli ifadeleriyle, az kelimeyle çok şey anlatma becerisiyle Halk Edebiyatı’nda kendisine önemli bir yer sağlamıştır. Bunun içindir ki, 19. Yüzyıl’ın usta halk şairi Sümmânî’nin izinden yürüyen sayısız âşık vardır. Hodlu Şamili gibi birçok aşıktan etkilenmesine karşın, Sümmânî’nin yetişmesinde dönemin ünlü aşığı Erbabi’nin katkısı farklıdır. Yaşça kendisinden büyük olmasına karşın Âşık Ruhsati’yi de etkileyen Âşık Sümmânî, birçok genç aşığın da yetişmesinde katkıda bulundu. Sümmânî, deyişlerini kendisine has bir üslupla, özel bir tavırla, oldukça ritmik söylemiştir. Bu çalıp söyleyiş biçimi, yöresinde ezgi karakterini taşıyan mükemmel bir yapıya sahiptir. Halk Müziği’nde “Sümmânî ağzı” adıyla bilinmekte ve icra edilmektedir. Özellikle Doğu Anadolu’da yaygın olan ve Sümmânî tarafından söylendiği için de “Sümmânî ağzı” olarak bilinen ezgi, 11’lik türkülerde yaygın olarak kullanılmaktadır. Bir gece rüyada gördüğü, her birinin başı çevresinde uçuşan yeşil kanatlı 40 güvercin olan 3 derviş, yeşil bir yaprak göstererek üzerindeki yazıyı okumasını istediler. Ancak Sümmânî, okuma yazma bilmediğini söyledi. Bunun üzerine dervişler okumayı öğretmeye başladılar. Hüseyin böylelikle yapraktaki G-P-İ harflerini seçebildi. Bunlar Gülperi’nin ilk orta ve son harfleriydi. Dervişlerden biri elindeki boş kadehi havaya kaldırıp indirince kadeh dolmuştu. Sümmânî’ye uzatarak içmesini söyledi. Aynı zamanda da bunun bir bade olduğunu ve Bedehşah Valisi Abbas Han’ın kızı Gülperi’nin adını fısıldadı. Sümmânî, kadehi içtikten sonra vücudunu bir titreme aldı. Daha sonra başları üzerinde uçuşan güvercinlerin arasında bir kızın yüzü belirdi. Dervişlerden biri bunun, Gülperi olduğunu söyledi. Onun da kendisi gibi bade içeceğini ve ömür boyu sürecek bir sevdaya düşeceklerini ekledi. Eğer gözünü kırpmadan bakmazsa kavuşamayacağını ve bu aşkın kıyamete dek süreceğini söyledi derviş. Gerçekten de Sümmânî , kızın güzelliği karşısında gözünü kırpmadan bakamadı. Âşık Sümmânî, sevdiğini bulmak için yıllarca dolaştı. Ancak kavuşmalarının olanaksızlığını anlayınca köyüne döndü. Âşık Sümmânî, sonraki yıllarda uzun zamandır birbirlerinin aşıklıklarına ilişkin şeyler duyduktan sonra ancak o dönemde özel bir izinle, Rusya’nın işgali altında bulunan Kars’a gidip Âşık Şenlik’le karşılaştı. Günler süren karşılıklı türkü söylemeden sonra birbirlerini etkilediler ve çok iyi arkadaş oldular. Daha sonra Şenlik’in annesi Sümmânî’yi gömleğinden geçirip evlat edindi. Sümmânî, 5 Şubat 1915 yılında, köyünde öldü ve orada toprağa verildi. Akrabalarının deyişiyle; daha ölmeden birkaç gün evvel Gülperi’yi rüyasında görmüştü. Günlerce ağlamış, son dakikasına kadar Gülperi'nin acılarını çekmişti. Sonunda O’na hasret gitmişti.Bu ölümü duyanlar Gülperi'ye söylemeye karar verirler. Şah'ın sarayına yaklaşırlar, bakarlar ki bir cenaze kalkmaktadır. Bu Gülperi'nin cenazesidir. Sümmânî’in torunları; Hüseyin Sümmanoğlu ve Nusret Torunî, Bardız’lı Âşık Nihanî, Mevlüt İhsani, Erol Ergani, Fuat Çerkezoğlu, İhsan Yavuzer... bu geleneği sürdüren âşıklardandır.